Gıdalarla İlgili Merak Edilen Çarpıcı Sorular ve Cevapları....:)
18/10/2006 ·
Buzdolabımı gece açtığımda balığın ışığı yaydığını gözlemledim. Bu nasıl olur?
Doğada ışık üreten az sayıda organizma vardır. En bilinenleri ateş böcekleri ve yazın denizden yayılan mavi ışığın oluşumunu sağlayan ışık saçan yosunlardır. Başka bir grup ise, Photobacterium cinsinin ışık yayan bakteri grubudur. Photobacterium çeşitleri denizlerde yaygın olarak görülür ve bundan dolayı balıklar üzerinde de bulunabilir. Fakat bu bakteriler zararsızdır.
Taze balıkta yüksek sayıda Photobacterium bulunurken, yaşlı bir balıkta Photobacterium sayısı daha azdır. Buzdolabındaki balık muhtemelen hala çok tazedir.
Ispanakla somon balığını birlikte tüketmek (karıştırmak) tehlikeli midir?
Balık ile ıspanak gibi yapraklı sebzeleri karıştırmak teorik olarak zehirli olabilir. Fakat özellikle somon balığıyla ıspanağın karıştırılmasına bağlı bir risk oluşmasına ait bir bilgi yoktur.
Fakat toksikolojik açıdan değerlendirildiğinde balık ile ıspanak karışımı tavsiye edilmemektedir. Balık ikincil aminleri içerir, ıspanak ise nitratı. Nitrat çoğunlukla nitrite dönüşebilir. Nitrit ile ikincil aminler reaksiyona girip nitrozamini oluşturabilir. Nitrozaminler birçok farklı bileşik içerirler, bunlardan bazıları kanserojeniktir. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalara göre bazı nitrozaminlerin karaciğer veya mide kanserine yol açtıkları görülmüştür.
Laboratuar çalışmaları nitrozaminlerin oluşabileceğini göstermesine rağmen; epidemiolojik (gruplar üzerinde yapılan araştırma) olarak bazı kanserlerle, yapraklı sebzeleri balıkla veya balıksız yeme arasında herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Bu ürünlerin kanserle olan bağlantısına dair açıkça bir kanıt olmamasının nedenlerinden biride; yapraklı sebzelerin içerdikleri C vitamininden dolayı nitrit, dolayısıyla da nitrozamin oluşumunu engelledikleri içindir.
Sonuç olarak teorik açıdan risk olmasına rağmen, birey veya daha kalabalık gruplar için gerçekten risk oluşturduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır
Yüksek seviyede kolesterolüm varsa, karides, yengeç ve diğer tip balıkları yiyebilir miyim?
Karides, yengeçler ve ıstakozlar, diğer birçok balığa göre daha fazla kolesterol içerir, fakat çoğu etlere ve kümes hayvanlarına göre de daha az katı yağ ve doymuş yağ içerirler. Bu gıdalar insaflı bir kolesterol-sınırlı diyetler çerçevesinde yenilebilir. Şu da kesinlikle unutulmamalıdır ki, diğer et ve kümes hayvanları gibi, balıklar da kızartma yerine, fırında veya ızgarada pişirilmelidir.
Yüksek kolesterole sahip kişiler için bazı balıkların tüketilmesi faydalı olabilir. Omega-3 tipi yağ asidi içeren balıkların tüketilmesi kolesterol ve trigliseritlerin düşürülmesine yardımcı olabilir. Som, uskumru, ringa balığı gibi yüksek yağ içeriğine sahip balıklar daha fazla omega-3 yağ asidi içerirler. Birçok yeni diyet rehberleri şu anda haftada en az 2 kez balık tüketimini tavsiye etmektedir.
Yeşil çay ile siyah çay arasındaki fark nedir?
Hem yeşil çay hem de siyah çay Camellia sinensis bitkisinin yapraklarından elde edilmektedir: fakat yaprakların işlenme şekli son çayı farklı yapmaktadır. Siyah çay için yapraklar tamamıyla okside edilirken, yeşil çay için kurutmadan önce yeşil çaylar hafifçe buğulanır.
Siyah çay çoğunlukla Afrika, Hindistan, Sri Lanka ve Endonezya'daki fidanlıklardan gelirken yeşil çay Çin ve Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinden gelmektedir.
Çay enerji sağlar mı ?
Normal siyah/yeşil çay hiçbir enerji/kalori sağlamaz. Meyve ile tatlandırılmış çaylar az miktarda meyve şekeri içerdiğinden dolayı az miktarda kalori sağlayabilir. Bitki çayları ise kalori içermezler. Kurutulmuş meyvelerden elde edilen meyve çayları ise daha çok şeker içereceğinden dolayı daha çok kalori verir.
Çay kafein içerir mi ?
Siyah ve yeşil çaylar Camellia sinensis denilen aynı bitkiden elde edilmektedir, bu nedenle hem yeşil hem de siyah çay doğal olarak aynı miktarlarda kafein içermektedir.
Değişik miktarlarda kafein içeren bir çok çay tipi vardır ve içeceğin kafein içeriği demleme metoduna ve tercih edilen sertliğe göre değişkenlik gösterebilir.
Ortalama bir çay 100ml'de 20-30 mg kafein içerir.
Günlük kafein alımı (bütün kaynaklardan) 600 mg/gün değerinden fazla olmaması tavsiye edilmektedir. Bu değer günde 2-3 litre çaya eşdeğerdir. Hamile bayanların bütün kaynaklardan kafein alımları maksimum 300 mg/gün'e düşürmeleri tavsiye edilmektedir.
Bitki ve meyve çayları kafein içermemektedirler. Meyve ile tatlandırılmış çaylar ise normal siyah/yeşil çay kadar kafein içermektedirler.
Koyu, sütlü ve beyaz çikolata nedir?
Beyaz çikolata kakao yağı, şeker, süt ve vanilya gibi lezzet maddeleri ile yapılmaktadır.
Sütlü çikolata kakao likörü, kakao yağı, şeker, süt ve lezzet maddelerinden yapılmaktadır.
Koyu çikolata kakao likörü, kakao yağı, şeker ve lezzet maddelerinden yapılmaktadır.
Bazı standartlar beyaz çikolatayı çikolata olarak sınıflandırmamaktadır çünkü kakao likörü içermemektedir sadece kakao yağı içermektedir. Sadece kakao yağı içerir. Örneğin Uluslararası Kodeks Alimentarius standartlarının çikolata standartları, arasında beyaz çikolata yer almamaktadır, bunun yerine kakao yağı şekerlemesi olarak adlandırılan ayrı bir standarda yer almaktadır. Bu standartta, kakao yağı şekerlemesi içerisinde minimum %20 kakao yağı bulunmalıdır.
Çikolata nasıl saklanmalıdır ve depolama esnasında neden beyazlaşır?
Çikolata ürünleri aşağıdaki bölgelerde depolanmalıdır:
Kokusuz; iyi havalandırılan; 18˚C-20˚C sıcaklıklarda; %50'nin altındaki bağıl nemde; duvar ve tavandan uzakta; direk güneş ışığından uzak yerlerde.
Kötü depolama sonucunda şeker buğulanması ve yağ buğulanması gibi sorunlar gözlenir.
Şeker buğulanması çikolatanın yüzeyinde gri renk oluşmasına, ince tabaka halinde yapışkan bir şurup veya şeker kristalleri ile kaplanmasına neden olur. Bunun sebebi şekerin çikolatadan yüzey nemiyle ayrılması ve daha sonra kuruyarak şeker kristallerini oluşturmasıdır. Bunun nedenlerinden bir tanesi nemli koşullarda depolamadır. Çikolata, koyu çikolata için %82 - %85'ten veya sütlü çikolata için %78'den yüksek bağıl nemlerde depolanırsa yüzeyde su absorblar. Geçirmez paketlemeler koruma sağlayacaktır, fakat üst üste olan ambalajlar katlama yerlerinde veya köşelerde suyun içeri girmesine neden olacak ve bu noktaların etrafında şeker buğulanması oluşacaktır. Ayrıca buna, çikolatanın yeterli ambalaj koruması olmadan soğuk depolardan alınması da neden olur. Çikolata 10C'nin altında depolanırsa ve daha sonra normal atmosfere çıkarılırsa yüzeyde su birikmesi oluşur. Çikolatayı soğuk depolamadan çıkartırken, yeterli kuru havaya sahip olan odaya transfer edilmeye veya dışarıdaki havayla aynı sıcaklığa ulaşıncaya kadar kaplanmaya ihtiyaç vardır. Doldurulmuş çikolatalar ılık depolama ortamlarında geçirmez ambalaj malzemeleriyle kaplanınca, ambalaj malzemesi içerisinde yüksek nem oluştururlar ve bu şeker buğulanmasına neden olan şurubun yüzeyin ortasından difüzyonuna sebep olabilir
Yağ buğulanmaları da çikolatanın yüzeyinde gri renk gözlenmesine neden olur fakat bu minik yağ kristallerinden kaynaklanır. Bunun nedenlerinden bir sıcakta depolamadır. Yağ buğulanmasının oluşması, kakao yağının yapısının farklı sıcaklıklarda değişkenlik göstermesiyle bağlantılıdır.
Kırmız etin, kanatlı hayvan etinin ve balığı çözdürülmesinde en güvenilir yol nedir?
Gıdaları buzdolabında veya mikrodalga fırında veya paketi su geçirmez bir torbanın içine koyun ve soğuk suyun içine daldırarak ve bu suyu 30 dakikada bir değiştirerek çözündürün. Suyun değiştirilmesi gıdanın soğuk kalmasını sağlayacağı gibi, bakteri gelişimini yavaşlatan önemli bir faktördür ve gıdanın iç kısmı halen daha çözünmekte iken dış kısımlar çözünmüş durumda olabilir.
Mikrodalga kullanıldığı zaman paket üzerindeki bilgileri takip edin. Mikrodalganın iç yüzeyi ile gıda arasında yaklaşık 5 santimetre boşluk bırakın böylece ısının daha iyi dolaşması sağlanır. Küçük parçalar, daha büyük parçalara göre daha düzgün çözünürler. Mikrodalgada çözündürülmüş gıdalar eridikten sonra biran önce pişirilmelidirler.
Kırmızı eti, kanatlı hayvan etlerini ve balık ürünlerini tezgahta veya lavaboda soğuk su olmadan çözündürmeyin; bakteriler oda sıcaklığında hızlı bir şekilde çoğalırlar.
Kolada fosforik asit niçin bulunur?
Fosforik asit koladaki asitliği sağlamak için kullanılır. Kola, asitli olarak bilinen limon suyu veya sirke gibi ürünlerden daha da asitlidir. Kolada kullanılan şeker veya diğer tatlandırıcılar asitliği maskelediği için asitliğini tam olarak fark edemeyiz. Limon daha az şeker ihtiva ettiği için tadı daha asidiktir. Asit, ayrıca kolanın anti-pas etki göstermesinin de sorumlusudur.
Fosforik asidin kullanım nedeninin net olarak bilinmemesinin sebebi kullanılan ürün tarifinin hala gizli tutulmasıdır. Asitli ortamlarda fungi ve bakteri gibi mikroorganizmalar büyüyemediği için; asit, koruyucu olarak da kullanılır. Asit aynı zamanda hoş ve ferahlatıcı bir tat hissi verir. Diğer asitler de benzer hisleri verir, fakat fosforik asidin daha yaygın kullanılma sebebi belki de kolanın bulunduğu 19. yy'da fosforik asidin ucuz ve kolay elde edilebilir olmasıydı.
Hangi içecekler diş çürümelerine sebep olur ?
Diş minesinde erime olduğu zaman diş çürümeleri oluşur. Bu pH değeri 5.5'in altına düştüğü zaman gerçekleşir.
Hemen hemen bütün gazlı içeceklerin ve çoğu meyveli içeceklerin pH değeri 5.5' in altındadır. pH değeri 2.7 olan kola gibi içecekler asit içeriği yüksek içeceklerdir ve bunlar sirkeden daha fazla asidiktirler. pH skalası logaritmik bir skaladır; örneğin pH 3, pH 4' ten 10 kat daha asidiktir, yada pH 5' ten 100 kat daha asidiktir. Sadece doğal kaynak sularının pH değeri 5.5 in üstündedir.
pH değerinin yanı sıra diş çürüme riskini artıran iki faktör daha vardır. Şekerler ağızda bulunan bakteriler tarafından kolayca fermente edilirler ve bunun sonucunda asit üretirler. Bu asit diş çürümelerine neden olur. Kola gibi içeceklerde kullanılan fosforik asit diş minesindeki kalsiyuma zarar verdiği için çürüme riskini arttırır.
Gazlı içecekler içildikten hemen sonra ağızdaki asitlik olabildiğince çabuk nötralize edilmelidir. Bunun en iyi yolu ise şekersiz sakız çiğnemektir. Sakız tükürük üretimini artırarak asitleri nötralize eder.
Böyle bir durumda diş fırçalamanın aşındırıcı etkileri vardır. Asit oluşumundan yumuşayan diş minesi, fırçalamayla zarar görür ve çürüme riskini artırır.
Kahve kalp sağlığı açısından zararlı mı ?
Hayır. Araştırmalara göre aşırıya kaçmadan içilen kahvenin kardiyovasküler problemlerin (damar tıkanıklığı, miyokardiyal damar tıkanıklığı, Ventriküler arrhythmias, ve hipertansiyon) oluşmasıyla bir ilgisi yoktur.
Kahve uyanıklılığı ve dikkatliliği arttırır mı?
Kahvede bulunan kafein bu anlamda olumlu etkileri olan hafif bir uyarıcıdır. Kafein uyanıklılığı ve dikkatliliği arttırır, bu kişinin genel durumunu olumlu etkilemenin yanı sıra yorgunluğa karşı çalışma performansının artmasına yardımcı olur.
Harici birçok uyarıcılar vardır, bu uyarıcılar insanların uykuya karşı direnme sürelerine etki eder. Yatmadan hemen önce tüketilen kahvedeki kafeinin uyarıcı bir etkiye sahip olduğu bazı insanlar tarafından tecrübe edilmiştir. Bu etkiler tamamen kişiye bağlıdır. Bazı insanlar ilk akşam alınan bir fincan kahveyle uyumakta güçlük çekerlerken bazıları da her akşam içmelerine rağmen kahvenin uykuları üzerinde hiçbir etkisi olmaz. Kafeine karşı aşırlı duyarlı insanlar akşam kahvelerinde kafeinsiz kahveyi tercih edebilirler. Kafeinin uyku kalitesine ve uykunun evrelerine etkisi ile ilgili önerilecek herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Kahve mideye zararlı mıdır ya da mide ülserine sebep olur mu?
Hayır. Kahvenin mideye zararlı olduğuna dair hiç bir kesin kanıt bulunmamaktadır. Yapılan araştırmaların hiç biri kahvenin mide ülserine ya da duodenal (üst bağırsak) ülsere sebep olduğunu göstermemektedir. Eğer kahveden kaynaklanan belirtiler yoksa, ülser hastalarının kahve içmeyi bırakmasına gerek yoktur. Kahve kendi başına ülserin şiddeti üzerinde hiç bir etki göstermemektedir.
Kahve kan basıncını artırır mı?
Düzenli bir şekilde kahve tüketen bireylerde kahvenin kan basıncına bir etkisi yoktur. Belirli süreler boyunca kafein tüketmeyen insanlarda kahve az da olsa kısa süreyle kan basıncı yükselmesine neden olur. Kafeine bağlı olarak yükselen kan basıncı, birkaç saat sonra eski seviyesine döner.
Araştırmalar gösteriyor ki, düzenli kahve içenlerin kan basınçları hiç içmeyenlerinkine kıyasla fazla değildir; zira vücut kafeinin kan basıncı üzerindeki etkisine kısa zamanda uyum sağlayabilir.
Ispanak iki defa ısıtılabilir mi?
Sebzeler (ve diğer doğal gıdalar) nitrat içerirler. Nitrat, yapraklı sebzelerde yüksek konsantrasyonda bulunabilir. Nitrat konsantrasyonu; bitkinin tipine, yetiştirildiği mevsime, kullanılan suya ve toprağa bağlıdır. Dolayısıyla, çeşitli bitkilerdeki nitrat miktarı farklı olabilir. Nitratın kendisi tamamen zararsızdır, fakat nitrat nitrite ve nitritte nitrozaminlere dönüşebilir. Bunlardan bazıları kanserojeniktir.
Nitratın nitrite dönüşümü birçok üründe gerçekleşebilir, fakat bunun oranı çok düşüktür. Isıtma bu dönüşümü hızlandırır. Daha uzun ısıtma, daha fazla nitritin oluşumuna neden olur. Bunun için yapraklı sebzeleri iki defa ısıtmak tavsiye edilmemektedir.
Nitritin kendiside zararsızdır, fakat asit varlığında nitrit nitrozamine dönüşür; neredeyse bütün gıdaların bazı proteinlere sahip olması ve bunların asitli mide ortamından geçmek zorunda olduğu gerçeği düşünüldüğünde nitrozaminin oluşması engellenemez. Asitli ortamların nitrozamin oluşumuna katkıda bulunduğunu biliyoruz, bu durumda çok asitli olan limon suyunun nitrozamin oluşumunu artırması gerekmektedir. Ancak limon suyu C vitamini içermektedir; ve C vitamini de nitrit ile reaksiyon vermektedir, dolayısıyla nitrozamin oluşumunu engellemektedir. C vitamini konsantrasyonu ne kadar nitrat kaldığını ve hala ne kadarının nitrozamin oluşumunu sağlamak için kaldığını belirler.
Yeşil patatesleri yemek güvenli midir?
Patates yumrusunun tarlada, depoda, rafta veya evde ışığa maruz kalması patatesin yüzeyinde yeşil pigmentlerin oluşumuna neden olur. Buna “yeşillenme” denir ve klorofil oluşumunu gösterir. Bu pigment tamamen güvenlidir; marul, ıspanak gibi birçok bitkide bulunur. Başlıca yapraklarda bulunur ve bitkilerin fotosentez yaparak kendi besinlerini üretmesini sağlar.
Yeşil renk glycoalkaloidlerin varlığını gösterir, patateste özellikle “solanine” bulunur. Patatesin yeşilliği arttıkça solanine tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Bu nedenle patateslerin yeşil kısımları yenilmemelidir.
Ticari olarak satışa sunulan patatesler solanine miktarı açısından taramadan geçirilmiş ve solanine miktarı 0.2mg/g ‘dan daha az bulunmuştur. Bununla birlikte ışığa maruz kalan ve yeşillenmeye başlayan patatesler 1mg/g veya daha fazla solanine oranına sahip olabilirler ve bu dozda solanine içeren kabuklu bir patates tehlikelidir .
Pişirilen patatesin acı tadı yüksek solanine oranından kaynaklanır. Solanine ‘in biyosentezi klorofil biyosentezine paraleldir, fakat birbirinden bağımsızdır. Solanine sentezinde klorofilde olduğu gibi ışık gerekmez, fakat ışık solanine sentezini arttırır. Solanine oluşumu kabukta olur, genellikle 3mm den daha derinde olmaz. İşlenmiş patates (örneğin patates kızartması gibi) daha az risk içerir, çünkü kabuğu soyulmuştur.
Patatesin kabuğunu yemek güvenli midir?
Patatesin kabuğu büyük oranda patatesin lifini içermektedir. Ayrıca birçok besin (özellikle vitamin C) kabuğa çok yakın yerde bulunur. Patatesinizi iyice yıkayın, yeşil yerlerini ve filizlerini kesin (zehirli olabilir!) ve bu şekilde patatesi kabuğuyla birlikte yiyebilirsiniz
Pişirilmiş patatesleri dondurabilir miyiz?
Pişirilmiş patatesleri dondurabilirsiniz, ama bu tavsiye edilmez. Dondurulan pişmiş patates tekrar ısıtıldığında sulu bir yapıya sahip olur. Patatesin % 80' i sudur ve patates dondurulduğu zaman su nişasta ve diğer besin öğelerinden ayrılır. Buzları çözülen patates kendi yapısını ve tadını kaybedebilir.
Neden keçi sütünün tadı inek sütünün tadından farklıdır?
Taze keçi sütünün kendine has bir lezzeti vardır. Bu lezzetin nedeni sütte bulunan capric, caprylic ve caproic asit gibi kısa yağ asitleridir. Taze, uygun şekilde işlenmiş bir keçi sütü genellikle nötral bir lezzete sahiptir.
Güçlü ve etkili keçi sütü lezzetinin nedeni ise temiz yapılmayan sağım, kullanılan yemin türü, sütü yanlış koşullarda işleme, saklama veya bozulmadır. Keçinin türüne göre de lezzet değişir. Bazı türler diğerlerine göre daha keskin lezzette süt verirler.
Eğer süt ürünlerinin etiketinde UHT yapıldı diyorsa, bu sadece sütün mü yoksa ürünün tamamının mı bu işleme tabi tutulduğunu gösterir ?
Çok yüksek ısıl (UHT) işlem gıda paketlenmeden önce yapılan sterilizasyondur, daha sonra ürün steril (mikropsuz) bir ortamda daha önceden sterilize edilmiş paketlere doldurulur. Bu işlemde bütün mikroorganizmaları yok etmek amacı ile sıcaklık 137-140°C gibi yüksek değerlere ulaşır ve sadece birkaç saniye için bu sıcaklıklarda tutulur. Süt 100 °C'nin üzerinde bir sıcaklıkta tutularak ticari anlamda steril hale gelir ve hava sızdırmaz kaplarda paketlenir. Süt, sterilizasyon öncesi veya sonrasında paketlenebilir.
Bu teknik sadece süte uygulanmaz; meyve suyu, krema, yoğurt, şarap, mayonez, bebek mamaları, domates ürünleri, çorba vb. birçok ürüne uygulanabilir. Bundan dolayı; eğer etikette gıdanın UHT işlemi gördüğü ifade ediliyorsa, işlem sadece süte değil bütün ürüne uygulanmıştır.
Şarabı açtıktan sonra nerede saklamalıyım?
Kullanım sonrası yarım kalan kırmızı veya beyaz şarap, şişenin ağzı mantarla yeniden kapatılmış şekilde lezzetinden herhangi bir şey kaybetmeden 3 veya 5 gün buzdolabında saklanabilir. İçmeden önce şarabı sadece buzdolabından çıkarmak ve oda sıcaklığına gelene dek bekletmek yeterli olacaktır. Sıkıca mantarla kapatılmış şampanyayı/köpüren şarabı da yine buzdolabında 3-5 gün taze olarak saklamak mümkündür.
Neden bazı şaraplar beyaz, bazıları kırmızı ve bazıları ise pembedir?
Beyaz şaraplar genellikle sarı veya yeşil kabuklu üzümlerden elde edilir. Aynı zamanda, üzüm suyunun kabuğundan yeterince erken ayrılması durumunda da (fermentasyondan önce) kara üzümden beyaz şarap elde edilebilir. Kırmızı şaraplar rengini; kara üzümler, kabukları ile temas halindeyken fermente olduklarından dolayı alırlar. Rose şaraplar ise pembe rengini, ya fermentasyondan önce kara üzümlerin kabukları ile kısa süreli bir temasta bulunmaları ile yada üretimi tamamlanmış kırmızı şarap ile beyaz şarabın karıştırılmasıyla sağlarlar.
Sarımsağı yağda saklanabilir miyim ?
Sarımsak yağda saklanabilir, FAKAT bunu sakın evde denemeyin !
Lezzet yoğunluğunun yanı sıra, sarımsak düşük asitli bir sebzedir. Sarımsak dişinin pH'sı 5.3'den 6.3'e kadar değişkenlik gösterebilir. Bütün düşük asitli sebzelerde olduğu gibi sarımsakta da uygun koşullar oluşursa Clostridium botulinum gelişimine ve toksin üretimine neden olabilir. Bu koşullar arasında ev yapımı konserveler, taze baharatların uygunsuz hazırlanması ve depolanmasının yanı sıra sarımsağın yağ içinde saklanması da yer almaktadır.
Nem, oda sıcaklığı, oksijen eksikliği ve düşük asitli koşullar Clostridium botulinum gelişimini riskini artırır. Clostridium botulinum geliştiği zaman çok kuvvetli olan ve botulizm hastalığına neden olan bir toksin üretmektedir. Eğer tedavi edilmezse zehirli gıdanın tüketilmesinden birkaç gün sonra ölümle sonuçlanabilir.
Yağ içersindeki sarımsağın oda sıcaklığında saklanması botulizm toksini üretimi için son derece uygun bir ortam (düşük asitlik, oksijensizlik, ılık sıcaklık) hazırlamaktadır. Aynı tehlike yağda saklanan kızartılmış sarımsak için de geçerlidir. 1980'den itibaren Kuzey Amerika'da ev yapımı sarımsak-yağ karışımıyla ilgili en az 3 vaka rapor edilmiştir.
Son zamanlarda, 2003 baharında, Danimarka'da yağda konservelenmiş sarımsaktan kaynaklanan bir botulizm vakası meydana geldi. 30 yaşındaki bir erkek 4 parça sarımsak yedi ve ciddi şekilde hastalandı. Şanslı bir şekilde 14 günlük ciddi bir rahatsızlıktan sonra iyileşti. Bu olay, Almanya'da üretilen büyük partide meydana gelen tek vakaydı. Bu partide ürünler sadece 85°C'ye kadar ısıtılmaktaydı ve bu değer C.botulinum sporlarını öldürmek için yeterli olmamaktadır.
Neden bu kadar çok su içmeliyiz?
İnsan sağlığı için oksijenden sonra en önemli ikinci gereksinim sudur. Su, genel bir çözücü ve taşıyıcıdır ve bu nedenle insan vücudundaki bütün biyolojik işlemlerin temelinde su vardır.
Su, özellikle sindirim sistemi için önemlidir, çünkü maddelerin sürekli bir şekilde gerekli yere taşınmasını ve oradan dışarı çıkmasını sağlamaktadır. Besinlerin taşınması ancak bir çözücü ile olur ve su, besinler için en temel taşınma ortamıdır.
Su aynı zamanda vücut ısısının ayarlanmasına da yardımcı olur. İnsanlar için vücut ısısının belirli bir düzeyde kalması hayati önem taşır. Ateşimiz yükseldiği zaman, su içmemizin nedeni budur. Su vücudun hararetini alır ve bunun vücut dışarısına çıkarılmasını sağlar.
Açlığa 30-40 gün dayanabilirken, susuzluğa birkaç gün dayanabiliriz. Bu; suyun, bizim için ne kadar önemli olduğunu gösterir.
Tuz zararlı mıdır?
Sağlıklı bir diyet için tuz gereklidir. Bir günde yaklaşık 1 g tuza ihtiyacımız vardır. Bununla beraber, birçoğumuz günde yaklaşık 10g, yani gereğinden on kat daha fazlasını tüketiyoruz. Bir seferde bu değerin on katı ölümcül olabilmektedir! Bazı kanıtlar göstermiştir ki, bazı insanlar için, çok fazla tuz yüksek kan basıncında payı olan bir faktördür. Yalnız “çok fazla” miktarının ne kadar olduğu kişiden kişiye değişmektedir. Tüketimi günde 5 grama düşürmek önemli bir tavsiyedir.
Yumurtanın taze olup olmadığını nasıl anlarız?
Yumurtanın tazeliğini anlamak için 3 metot:
- Suyla test (gerekli malzemeler: ölçülü kap, bir litre su, yüz gram tuz, taze bir yumurta, üç haftalık bir yumurta ve altı haftalık bir yumurta). Yumurtayı, içinde yüz gram tuzu çözdüğümüz bir litrelik suya bırakırız. Taze olan yumurta dipte kalır. Bayat yumurtaların ise artan bayatlığa bağlı olarak sivri olmayan uçları yukarı doğru gelir. Bunun sebebi yumurtada bulunan ve yumurta bayatladıkça artan hava boşluğundan dolayıdır. Yumurta altı haftalık veya daha da bayatsa yüzmeye başlar.
- El feneriyle test (gerekli malzemeler: el feneri, bir rulo tuvalet kağıdı, yapışkan bant, taze bir yumurta, üç haftalık bir yumurta, altı haftalık bir yumurta). Yumurtanın tazeliği, içeriğine bağlıdır. Tuvalet kağıdı rulosu el fenerinin ucuna, dışarıdan içeriye ışık sızmayacak şekilde yerleştirilir. El feneri yakılır ve yumurta sivri ucu ışığa bakacak şekilde tutulur. Yumurta tazeliğini kaybettikçe içindeki hava boşluğu büyüyecektir. Döllenmiş bir yumurta altı gün kuluçkaya bırakılırsa, cenin siyah iplikçik şeklinde görülebilir.
- Dinleyerek test. (gerekli malzemeler; taze ve bayat birer yumurta). Taze yumurtayı kulağınızın yakınında hafifçe sallarsanız hiçbir ses duymazsınız. Fakat aynı işlemi bayat yumurta ile gerçekleştirirseniz yumurtanın içerisindekilerin hareket ettiğini duyarsınız.
Yumurta ambalajlarının üzerindeki son kullanma tarihine bakmak da oldukça önemlidir ve yol göstericidir. Son kullanma tarihi, yumurtalar ambalaja yerleştirildikten sonra 28 gündür. Yumurtalar paketlendikten en fazla 21 gün sonraya kadar marketlerde satışa sunulabilir. Yumurtalar serin ortamda, soğandan uzak yerlerde, temizlik malzemesi veya balık olmayan yerlerde saklanmalıdır. Çünkü yumurtanın üzerinde bulunan küçük gözenekler dışarıdaki kokuların yumurtanın içerisine sızmasına olanak tanır. Altı haftalık yumurta artık bayattır ve kalitesi düşüktür.
Yorum (15) Yorum yaz!
« Önceki ::
Son Yazılarım
- Gıdalarla İlgili Merak Edilen Çarpıcı Sorular ve Cevapları....:)
- Gıda Katkı Maddeleri ile İlgili Merak Edilenler..
- GDO larla İlgili Sorular ve Cevaplar...
- Gıda Alerjisi ve İntoleransı İle İlgili Sorular ve Cevaplar..
- Aspartam yeni bir bilimsel saldırı karşısında...(aspartam ne diy
- AB,Sofralarımızı değiştirecek.......
- REZİLLİK...............
- SÜT MİDENİZİ ŞİŞİRİYORSA KAKAO EKLEYEREK İÇİN....
- Ülkemde Gıda Denetimi Kargaşası???
- KOKOREÇ SEVERLERE DUYRULUR...
Kategorilerim
Arkadaşlarım
- kutu
- at63
- zero1
- sessizofke01
- dido2000
- Özkan Özdemir
- nergizcankul
- kiirpii
- ozguluntarifleri
- reddiyeci
- zero2
- cetinkayamurat
- hakikatyolu
- seydiahmetyavuz
- ender küçükl
- sevimlisey
- duygutapinagi
- blackroser
- mavielif
- dogadan
- kacakistihbarat
- izoiscaticephe
- 93busra
- canbahar
- mavigezegenim
- gulcocuklar
- mehmetcelik12